atiye’ye…
ilk perde: i dreamed of going to lake with you
müzik: patricia barber- persephone
I.
bulaşık yıkıyorsun. gövdenle. seviyor, sevmiyor… tekerlemeleriyle güneşin.

II.
mürekkebe damlamış gece.
kısa burunlu masalların dahi gözleri dolmuş,
böğürtlenler doğmuş.
karatavuklar uçmuş o gece,
konmamacasına.

III.
kolyelerini sabunladı. kulaklarını tıkadı ve bileyledi dişlerini.
dudaklarını cilalamayı unutmadı.

IV.
“kim uydurdu bu haziranı bu temmuzları bu yaşamaları gizli
kapaklı…”
-turgut uyar, kaçak yaşama yergisi
—
“ben kaçmaya çabalıyorum hoşnut muyum
siz kaçtığınız yerde hoşnut musunuz
konuşup gülüşüyoruz umumhaneye nasıl
gittiklerimizi anlatıyoruz…“
-turgut uyar, kırlardan geliyorlar.

IV.
seninle başladım ben bu yola. gizlendiğim o yerle. o yerde. kolay mı uğramaması, cesaretini orada solumaması?

V.
bozuk saat günde pek çok kez yaylaları işaret eder, pıhtı birikmiş mızraklarında.
-“bacım, ben mesela, geceleri, ay ışığıyla yıkandığım sıralarda, sürünüyorum hormonu. iki puf, teninin en ince arka bahçelerine.”.

VI.
yerler ıslak ıhlamur. iki hafta önce güneşi yutmuşlar.

VII.
yazın en tatlı, en sıcak günü. dört kadın. kimseye aldırmadan mantarlı kahkahalar atıyorlar. istanbul’dan yanlarında getirdikleri feminizmleriyle birbirine bakıyorlar .

VIII.
kaçaaaaaaaaan o şey. biliyosun dimi? anladın beni, kaçaaaaaan o şey. mavi desem değil, bi paket petibör desem… belki ejderhanın desenli kanadı. kaçaaaaan o şey. zihin gibi tüy ve topraktan o şey.
gülistan’da uyuyasın kaçaaaan o şey.

IX.
gülistan sefaretnamesi
ejderha duvarda ağırlanır, kuzey elinde yumurta tutar. ta ki gökyüzü ten renginde bir kış doğurana kadar.
elli kiloluk yüklerle boyuyoruz yüzümüzü. okşamak bu demek bazen. papatyanın ağırlığı. toprağın kiri.

X.
yol
boyu,
giderken geri geri
ayaklarım,
savaşın
kavruk kokusu
burnumda
soykırım buralarda
burnumda
yeryüzü bizi nasıl affedecek?

ikinci perde: ejderha masalları
I.
“acılı bir bakış yerleşirse eğer
kirpiğinin ucundan gözbebeğine
her şeyin bedeli var, güzelliğinin de
bir gün gelir ödenir, öde firuze
duru bir su gibi, bazen volkan gibi
bazen bir deli rüzgar gibi
gözlerinde telaş, yıllar sence yavaş
acelen ne bekle firuze”
-aysel gürel, sezen aksu

II.
güneşten damlayan hormonlara dişlerimi geçiriyorum. obur obur. bol booool. kanlar kayıyor da parfümlü tükürükler gibi vicdanımın, bakmıyorum. bir süreliğine. o süre uzuyor ışınların en parlak koyunlarında.
sedefli göllerde serinliyorum.

III.
insan eti ağırdır. ağrır. ağır ağır pişmeye gelir. ağızda yayılır. ayık olmayan zeminlerde.
dört sene öncesini hatırlıyorum. bu ara, sürekli. o kırık dökük psikiyatri odasını. gözümü nasıl korkuttuğunu? belimi büktüğünü.

IV.
trigonometrik dedikodular
gelince gidenlere bakanlar. bakarken onlara hallenenler. onlar giderken koş koş koş koş koş. sensizlik senleyken de zahmetli diye ay ay çekenler. giderken peşinden gelen olsun diye tozu dumana katarak gidenler. ama o gelenin taze kokusuyla ayyy, aman allahımmm. giderken siyah giyenleri uğurlarken kapıdan asla takım elbise giymeyeceğim diyenleri karşılayanlar. gitmesen gelmezdimlerle, uğurlamaları hoşgeldin diye karşılayanların sohbeti. bir bakışın etrafında sarmaşa sarmaşan sarmaşıklar. lülelere, memeler, yaseminler parfümlere ve süzülüşleeeeeeeeeer. koca ağızda yayılan esnemeler.
hayvaaaan gibi yavaşça.

V.
yanık (yakın) tenim öğütülmüş sigara tütününe akmış, aheste aheste yolunu kaybediyor. hayır mı şer mi bilinmez. bir tunç masalının esintisi bu. kuş kartpostalları. ambere karışmış ıtır.
uğurlama: kalben-son adalar


Yorum bırakın