“ahıra girmeyen bir koçtum. ot buldukça uçtum. anayasada en büyük suçtum.”

“ahıra girmeyen bir koçtum ot buldukça uçtum anayasada en büyük suçtum. geceleri yaşamla ölüm oyunları oynamaya devam ediyorum kanım damarlarımda hayalimdeki çağlayanlar gibi akmakta güzel kızların ağlayarak ilahiler okuduğu gecede  yanmakta olan bir hintli cesedi gibiyim.”

– kanat güner..

müzik: mor ve ötesi- canlı yayın

videoları sonuna kadar izleyebileceğiniz bir gün buyrun gelin. son ricam aklınıza ilk geleni düşünmediğiniz bir gün olsun o geldiğiniz gün.

muhalif sesi olmayan bir savaşın kesitleri. metaforlara sığmayan ancak kolajvari bir karmaşanın yaratacağı his. sonunda bir şey demeyen. diyemeyen. politika seni politikanın dışına çıkarmış yine. pis diye. oranın eziyetini bilir misin?

türkçesi dört bir yandan mayınlanmış. yine. yine allahım yine; bastığın yerleri sözcük diyerek geçme tanı düşün altında binlerce birikmiş ihanet suçunu.

“when the sky of transcendence comes to be emptied, a fatal rhetoric fills the void, and this is the fetishism of drug addiction”. -jacques derrida

“… i choose not to choose life. i chose something else. and the reasons?

there are no reasons.

who needs reasons when you’ve got heroin?

sometimes its just a relapse story you have in your green rolling hands… when you start to see hospitals everywhere. all as in graycholia.

koş koş içeri, sıcak yemek kokularıyla karşılayacağım seni, ılık kucağıma leylak kokuları sürüneceğim.

“hey lord, you know I am tired”

hey lord, you know takatsizliğime dahi sansür vurulmuş.

—–

semra ertan’la kanat güner’in mektuplaşmış olmalarını dilerdim.

kanat güner’in yayımladığı eroin güncesinden;

“hayal kurmak, çamaşır suyu içmek kadar zor.”

‎”hollanda’da ölmek istiyorum, liverpool’da punk olmak, singapur’da japonca öğrenmek, hindistan’da kül olmak istiyorum. pizzanın üzerinde mantar kapılarda zil olmak istiyorum. istiyorum da istiyorum…”

“servisteki tek bağımlı bendim, benim dışımdakiler hep deli dediğimiz hastalardı. Hepsi o kadar mutluydu ki… kendi dünyalarında yaşıyor, kimseden bir şey beklemiyorlardı. bugün tv’de klip seyredip şarkı söylüyor, hemşirelerin “ilaç saati hanımlar!” uyarısıyla kuyruğa girip ilaçlarını alıyor, sonra yataklarına gidiyorlardı. hele deniz… pop şarkıcısı tarkan’la evliydi o. sürekli tarkan’la geziyordu. odaya girdiğinde önce tarkan’a oturacak yer gösteriyordu, kendisi de yanına kuruluyordu. öyle şeyler anlatıyordu ki hayal gücüne hayran kalıyordum. arada bir konuşmasına ara veriyor, tarkan’a dönüp; “aaa, tarkan ne yaptın sen! fermuarın açık kalmış, orkidin görünüyor.” deyiveriyordu. hemen hepsi çok eğlenceli insanlardı. bazen doktorların onları iyileştirmeye çalışarak kötülük yaptıklarını düşünüyordum. bu halleriyle öylesine zararsız, öylesine dingin görünüyorlardı ki onları toplumun o boktan karmaşasına sokmaya çalışmanın ne alemi vardı anlamıyorum.”

yaşamak bu kadar dürüst olmamayı gerektiriyorsa ben oynamıyorum!

düşüncelerimden yorgun düşmek istemi­yorum, yaşadıklarımdan mutlu olmak istiyorum.

ben galiba hayatım boyunca iki arada gidip gelicem. kornişteki perde gibi, raydan çıkana dek…

neden her şey güzel olmaz yaşamak bu kadar güzelken.

geriye daktilosu başında, ölüme inanmış, yalnız ve yorgun, parası, inancı, ümidi ve sevgisi tükenmiş bir kadın kalıyor. ka­zınmış. saçlarıyla kadına benzemiyor ya, öyle bir yaratık işte!

evlilik benim için çok anlamsızdı, komikti. hiç mutlu ve ev­li iki kişi görmemiştim.

“kendimizi bir cins leyla ile mecnun sanıyorduk. alkolik leyla ve hapçı mecnun…”

“ben mühendis bir baba ve cumhuriyet öğretmeni bir annenin “iyi yetiştirilmiş” kızı, cerrahpaşa tıp fakültesi öğrencisi doktor adayı ben; kanat, bağımlı olduysam, herkes olabilir diyorum. ben patolojik bir vaka değildim, çok normal bir gençtim ama oldu. kafamızı kuma gömmeyelim artık… biz varız ve sayı olarak o kadar fazlayız ki… sokaktaki sağlıklı insanın dikkatini üstümüze çekmek istiyorum. devletimiz hastalığı sevmez, kolerayı da saklar, bağımlıyı da saklar… yok saymak uğraşmaktan daha kolay tabi…”

benim kitabım istanbul’da kaldı. o yüzden alıntıların tamamını oradan buradan toparladım. kendi kalemimin hangi cümlelerin altını çizdiğini merak ettim.

—–

“Wine is sweet, but the dregs are bitter. So it is with the milk of the poppy. At first, it is sweet. Dreams are sweet. But the dregs are bitter, and too much of it makes a man mad.” -george rr martin, a song of ice and fire

lütfen

çiçek şerbetiyle karşıla beni…

Yorum bırakın